- İnne ve kardeşleri başlarına geldikleri isim cümlelerinin mübtedasını mansub yapıp haberini merfu bırakır.
| inne’nin haberi (müfret) damme ile merfu | inne’nin ismi (lafzan mansub) nasb alameti fetha | inne |
| مُعْلَقٌ kapalı | الْمُخْتَبَرَ labaratuvar | إِنَّ kesinlikle |
- Sekiz tanedir.
| Tahkik içindir. Başta gelir. | Muhakkak, Şüphesiz, Kesinlikle | إِنَّ |
| Tahkik içindir. Ortada gelir. Yan cümleyi ana cümleye bağlar. | -dığı, -diği | أَنَّ |
| Teşbih içindir. | … sanki, … gibi | كَأَنَّ |
| İstidrâk içindir. | Fakat, ama | لَكِنَّ |
| Temennî içindir. | Keşke | لَيْتَ |
| Teraccî içindir. | Umulur ki | لَعَلَّ |
| İstisnâ-i munkatı içindir. | Fakat, Ancak | إِلَّا |
| Cinsi nefyetmek içindir. | Yoktur | لَا |
( إِنَّ ) Muhakkak, Şüphesiz, Kesinlikle:
| Şüphesiz Allâh’u Teâlâ her şeyi bilendir. | اِنَّ اللَّهَ تَعَالَى عَالِمُ كُلِّ شَيْءٍ |
| Deniz sakindir. | إِنَّ الْبَحْرَ هَادِئٌ |
| Kesinlikle labaratuvar kapalı. | إِنَّ الْمُخْتَبَرَ مُعْلَقٌ |
| Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır. | إِنَّ اللهَ غَفُورٌ |
| Kesinlikle okul yakın. | إِنَّ الْمَدْرَسَةَ قَرِیبَةٌ |
( أَنَّ ) -dığı, -diği :
| Allah Teâlâ’nın her şeye kâdir olduğuna inandım. İnandım ki, Allah Teâlâ her şeye kâdirdir. | اِعْتَقَدْتُ أَنَّ اللهَ تَعَالَی قَادِرٌ عَلَی كلِّ شَيْءٍ |
| Tatilin yakın olduğunu öğrendik. Öğrendik ki tatil yakın. | عَلِمْنَا أَنَّ الْعُدْلَةَ قَرِیبَةٌ |
| Trenin hareket ettiğini anladım. Anladım ki tren hareket etti. | فَهِمْتُ أَنَّ الْقِطَارَ مُتَحِّكٌ |
( كَأَنَّ ) … sanki, … gibi :
| Haram sanki ateştir. | كَأَنَّ اْلحَرَامَ نَارٌ |
| Sanki güneş altın bir toptur. | كَأَنّ الشَّمْسَ كُرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ |
| Yıldız gökyüzünde sanki bir lamba gibidir. | كَأَنّ النَّجْمَ مِصْبَاحٌ فِي السَّمَاءِ |
( لَكِنَّ ) Fakat, ama :
| Cahil kurtulmadı, fakat âlim kurtuluşa erendir. | مَا فَازَ الجَْاهِلُ لَكِنَّ الْعَالِمَ فَائِزٌ |
| Tren hızlıdır ama uçak trenden daha süratlidir. | الْقِطَارُ سَرِیعٌ لَكِنَّ الطَّائِرَةَ أَسْرَعُ مِنْهُ |
( لَيْتَ ) keşke :
| Keşke ilim herkese nasip olsaydı. | لَيْتَ الْعِلْمَ مَرْزُوقٌ لِكُلِّ أَحَدٍ |
| Keşke bu kitap bana fayda temin etse. | لَيْتَ هَذَا الْلِتَابَ مُفِیدٌ لِي |
| Keşke haber doğru olsaydı. | لَيْتَ الْخَبَرَ صَحِيحٌ |
( لَعَلَّ ) Umulur ki :
| Umulur ki Allah Teâlâ günahımı bağışlar. | لَعَلَّ اﻟّٰﻠﻪَ تَعَالَی غَافِرُ ذَنْبِي |
| Umulur ki bugün hava açık olur. | لَعَلَّ الْجَوَّ صَحْوٌ الْیَوْمَ |
| Umulur ki kitap ucuzdur. | لَعَلَّ الْكِتاَبَ رَخَيِصٌ |
( إِلَّا ) Fakat, Ancak :
| Masiyet cenetten uzaklaştırır, fakat tâat cennete yaklaştırır. | اَلْمَعْصِيَةُ مُبَعِّدَةٌ عَنِ الجَْنَّةِ إِلَّا الطَّاعَةَ مُقَرِّبَة مِنْهَا |
| Hoca hariç öğrenciler geldi. | جَاء الطُّلَّابُ إِلَّا الْأُسْتَاذَ |
( لَا ) yoktur :
| Kötülük yapan kurtuluşa eremez. | لَا فَاعِلَ شَرٍّ فَائِزٌ |
| Allah’tan başka ilah yoktur. | لاَ إِلَهَ إلاَّ اللهُ |
| Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur. | لاَ حَوْلَ وَ لاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ |


Bir Cevap Yazın