- Bu edatlarlar muzari fiilin sonuna geldiğinde nasb eder. (fethaya çevirir).
- Cemi müennes nunları hariç ( هُنَّ يَأْكُلْنَ ، أنْتُنَّ تَأْكُلْنَ ) nunları ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşürür.
- Muzari fiil nasb edildiğinde iki siga hiç değişmez ( cemi müennes nunları). beş siganın sonu üstün yapılır. yedi siga sonundaki nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer.
| هُمْ يَأْكُلُوا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | هُمَا يَأْكُلَا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | هُوَ يَأْكُلَ (üstün yapılır) | gaib |
| هُنَّ يَأْكُلْنَ (iki siga hiç değişmez) | هُمَا تَأْكُلَا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | هِيَ تَأْكُلَ (üstün yapılır) | gâibe |
| أنْتُمْ تَأْكُلُوا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | أَنتُمَا تَأْكُلَا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | أَنْتَ تَأْكُلَ (üstün yapılır) | muhâtab |
| أنْتُنَّ تَأْكُلْنَ (iki siga hiç değişmez) | أَنتُمَا تَأْكُلَا nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | أَنْتِ تَأْكُلِي nun ( ef’âl-i hamse – beş fiil ) düşer | muhâtaba |
| نَحْنُ نَأْكُلَ (üstün yapılır) | أَنَا آكُلَ (üstün yapılır) | nefsi mütekellim |
Muzari fiili nasbeden edatlar
| Muzârî bir fiili mana olarak mastara çevirir. – mek, – mak | أَنْ |
| Asla …meyecek, …mayacak ( te’kîd-i nefy-i istikbal – gelecek zaman kesin olumsuzu) | لَنْ |
| ...mek için, ..mak için | كَيْ |
| Öyleyse, O halde, O zaman | إِذَنْ,إِذاً |
| …mek için, ..mak için, ..sın diye | لِ |
| ….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için | حَتَّى |
( أَنْ ) Muzârî bir fiili mana olarak mastara çevirir. – mek, – mak
| Allah Teâlâ’ya itâat etmeyi severim. | أُحِبُّ أَنْ أُطِيعَ اﻟّٰﻠﻪَ تَعَالَی |
| Çay içmek istiyorum. | أُرِيدُ أَنْ أَشْرَبَ الشَّايَ |
| Erken uyumanız gerekir. | یَجِبُ أَنْ تَنَامُوا مُبَكِّرًا |
| Bugün işe gitmek istemiyorum. | لَا أُرِیدُ أَنْ أَذْهَبَ أِلَی الْعَمَلِ اَلْیَوْمَ |
| Kardeşim bana yardım etmek istedi. | طَلَبَ أَخِي أَنْ یُسَاعِدَني |
( لَنْ ) Asla …meyecek, …mayacak ( te’kîd-i nefy-i istikbal – gelecek zaman kesin olumsuzu)
| Tembel insan asla muvaffak olmayacak. | لَنْ یَنْجَحَ الْكَسْلَانُ أَبَدًا |
| Senin sözüne bir daha asla inanmayacağım. | لَنْ أَثِقَ بِكَلَامِكَ مَرَّةً أُخْرَی |
| Bu yaz tatile (asla) gitmeyeceğiz. | لَنْ نُسَافِرَ إِلَی السَّاحِلِ هَذَا الصََیْفَ |
| Bugün işe (asla) gitmeyeceğim. | لَنْ أَذْهَبَ أِلَی الْعَمَلِ اَلْیَوْمَ |
| Kardeşim bana (asla) yardım etmeyecek. | لَنْ یُسَاعِدَني أَخِي |
( كَيْ ) …mek için, ..mak için
| İlim tahsil etmek için ömrümün uzun olmasını isterim. | أُحِبُّ طُولَ الْعُمْرِ كَيْ أُحَصِّلَ الْعِلْمَ |
| Yurt dışına okumak için gittim. | سَافَرْتُ إِلَی الْخَارِجِ كَيْ أَدْرُسَ |
| Hava alanına halamı karşılamak için gittim. | ذَهَبْتُ إِلَی الْمَطَارِ كَيْ اَسْتَقْبِلَ عَمَّتِي |
| Erken uyanmak için erken uyudu. | نَامَ مُبَكِّرًا كَيْ يَسْتَیْقِظَ مُبَكِّرًا |
| Dersimi ezberlemek için okuyorum. | أَقْرَأُ دَرْسيِ كَيْ أَحْفَظَ |
( إِذَنْ , إِذاً ) Öyleyse, O halde, O zaman
| Allah Teâlâ’ya itâat edeceğim. O zaman cennete girersin. | أُطِيعُ الله تَعَالَی إِذَنْ تَدْخُلَ الجَْنَّةَ |
| Erken uyuyacağım. Öyleyse erken uyanırsın. | سأَنَامُ مُبَكِّرًا إِذَنْ تَسْتَیْقِظَ مُبَكِّرًا |
| Çok çalışıyorum. O zaman başarırsın. | أَدْرُسُ كَثِيرًا إِذَنْ تَنْجَحَ |
| Yarın erken uyanacağım. O zaman çarşıya gideriz. | غَدًا سَأَسْتَیْقِظُ مُبَكِّرًا إِذَنْ نَذْهَبَ إلى السُّوقِ |
| Bugün akşam çalışmayacağım. O zaman sinemaya gideriz. | اَلْیَوْمَ لَنْ أَعْمَلَ مَسَاءًا إِذَنْ نَذْهَبَ إلى السِّینَمَا |
( لِ ) …mek için, ..mak için, ..sın diye
| Konuyu müzakere etmek için toplandık. | تَجَمَّعْنَا لِنُنَاقِشَ الْمَوْضُوعَ |
| Kardeşim ingilizce öğrenmek için okula gidiyor. | یَذْهَبُ أَخِي إِلَی الْمَدْرَسَةِ لِیَدْرُسَ الْاِنْجِلِيزِیَّةَ |
| Lütfen tabakları yıkamak için mutfağa gidin. | أُدْخُلِ الْمَدْبَخَ لِتَعْسِلَ الْأَطْبَاقَ مِنْ فَضْلِكَ |
| Meyveleri koparmak için ağaca tırmandı. | تَسَلَّقَ الشَّجَرَةَ لِیَجْنِيَ الثِّمَارَ |
| Isınmak için sobaya yaklaştı. | اِقْتَرَبَ مِنَ المِدْفَأَةِ لِیَتَدَفَّأَ |
( حَتَّى ) ….ıncaya kadar, …inceye kadar, ..e, ..a kadar, ta ki, nihayet, …diye, ..mek için, …mak için
| Çiftçi toprağı yoruluncaya kadar sürdü. | حَرَثَ الْفَلَّاحُ الْأَرْضَ حَتَّی یَتْعَبَ |
| İmtihanda başarmak için dersi çok okudum. | قَرَأْتُ الدَّرْسَ كَثِيراً حَتَّى أَنْجَحَ فِي الْإِمْتِحاَنِ |
| Doyuncaya kadar yedi. | أَكَلَ حَتَّى یَشْبَعَ |
| Deprem durana kadar yatağında kaldı. | لَزمَ فِرَاشَهُ حَتَّى تَتَوَفَّقَ الزَّلْزَلَةُ |
| Okula erken varayım diye arabaya bindim. | رَكِبْتُ السَّياَّرَةَ حَتَّى أَحْضُرَ إِلَى الْمَدْرَسَةِ مُبَكِّراً |


Bir Cevap Yazın